Zaman,
her bir adımı bir iz bırakır.
Ve biz,
izlerin peşinden sürüklenirken,
kayboluruz.
Geçmiş,
her geçen anın içinde
görünmeyen bir gölge gibi
bizi takip eder.
Bazen,
geri dönmek istersin,
ama geçmişin kapıları
açılmadığında,
yolun sonu yokmuş gibi gelir.
Her kaybolan hatıra,
bir soru gibi kalır içimizde.
Ve biz,
bu sorularla
yavaşça büyürüz.
Ama belki de,
gerçekten kaybolduğumuzda,
geçmişin izinden
bir anlam çıkartmak için
yavaşça durmamız gerekir.
Çünkü bazen,
gerçek bir yolculuk,
geri gitmekle değil,
o izlerin üzerine adım atmakla başlar.
Ve belki de,
her iz,
bizim içimizdeki bir parçayı bulmamızı
bekliyordur.
Çünkü kaybolmuş her şey,
aslında bulduğumuzda
bize kim olduğumuzu hatırlatır.